Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

28 Ocak günü İzmirliler ilk kez Braille alfabesi ile bir okuma tiyatrosunu izleme, dinleme fırsatına sahip oldu. Görme engeli bulunan altı tiyatro sever, MaviBahçe’nin açık çağrısına yanıt verdiler ve bir ay gibi kısa bir sürede toparlandılar, çalıştılar ve Sofokles’in Antigone tragedyasını sahnelediler. Tüm bu süreci tasarlayan, planlayan, eğitimleri veren, Tiyatro Nienor’un kurucusu, yönetmen, oyuncu Ebru Atilla Sağay ile bu farklı deneyimi konuştuk.

Hale Eryılmaz: Bugün çok özel bir deneyime tanık olduk. Görme engellilerle bir okuma tiyatrosu yapmaya nasıl karar verdin? Senin için neden önemliydi?

Ebru Atilla Sağay: Braille alfabesiyle kitap basmak çok maliyetli. Bu yüzden sanatla ilgili kitap, sanat kuramı kitapları, tiyatro metinleri, sanat dergileri neredeyse hiç yok Türkçede. Görme engelli kişilerin çoğu teknoloji yardımıyla internetten okuyabiliyorlar. Kendi iç sesleriyle okuyamıyorlar, biyonik bir ses onlara okuyor. Braille alfabesi bu anlamda sosyo-kültürel gelişimleri açısından çok önemli. Tiyatro burada bir araç olsun istedim. Sahneye çıkmak, rol yapmak, tiyatroyla ilgilenmek, bir hobi sahibi olmak, konu ne olursa olsun, tiyatro onun bir aracı olsun. Sahnede rolümüzü doğru, akıcı canlandıralım, inandırıcı olalım diye defalarca okuyarak, Braille’de inanılmaz hız kazandılar. Bunun dışında Braille’in şöyle de bir önemi var: En başta evrensel bir dil. Yurt dışında Braille alfabesiyle yazılmış birçok kitabı aslında Türkiye’ye getirebiliyoruz. Braille’i bilirse İngilizce eğitimleri de önemli ölçüde hızlanacak. Bunun dışında ben fark ettim ki kitapların Braille’e dönüştürülmesi konusunda buradaki kütüphanelerde çok yetkin seçici kurullar yok. Sadece Türkiye Görme Engeliler Kütüphanesi (TÜRGÖK) ünlü yazarlardan bir yayın ekibi oluşturmuş. Ancak halk kütüphanesi gibi yayınlara erişimin kolay olduğu yerlerde bu eksiklik hissediliyor. Çoğunlukla bir yazar bağış yapıyor, kendi kitabını Braille’e çevirttiriyor, kütüphanelere hediye ediyor. Geneli böyle.

H.E: Kitapları Braille’e çevirme işini kim üstleniyor? Devlet kütüphaneleri aracılığıyla mı gerçekleşiyor sadece?

E.A.S: Devletin sponsorluğunda da olabiliyor özel de olabiliyor. Ancak devletin halk kütüphanelerinin Braille kitap koleksiyonu hiç yeterli değil. TÜRGÖK’te daha fazla seçenek var ama genelde yemek kitabı, kişisel gelişim kitabı; Türk romanlarından da çok bilindik olanlar çevrilmiş. Oysa ki şu devirde okuyabilecekleri ve faydalanabilecekleri inanılmaz çeşitte kitaplar var. Şiir yazmayı çok seviyorlar, çoğunun şiire özel ilgisi var.  Bu yüzden de sadece çevrilmiş kitapları okumak değil gerekirse kendi kitabını da Braille’e çevirebilmeli. Bizim bu olanakları onlara tanımamız lazım. Tabii, hızlı bir şekilde Braille okuyanlar böyle isteklerde bulunur.  O yüzden onları tiyatro aracılığıyla hızlandırmak istedim.

H.E: Peki Antigone’nin Braille alfabesinde basılı hali var mıydı, yoksa kendi çabalarınızla mı bastınız?

E.A.S: Yoktu. MaviBAhçe ile yazın görme engellilerin Braille okumasını desteklemek amacıyla bir atölye çalışması yapmak istediğimi görüşmüştüm. “Atölye bazında kalmasın, sahnelemesine de destek oluruz” yanıtı gelince açık çağrıyla ekip toparlanmış oldu. Onları tanıdıktan sonra onların engeli olmayan insanlara göre daha da artıları olduğunu, bu yüzden güzel sanatlar fakültesinde nasıl antik çağlardan başlarsak onlarla da başlayabileceğimizi düşündüm ve Antigone’yi seçtim. Antigone tabii ki basılı yoktu. Sabahattin Ali çevirisinden radyo tiyatrosu metni buldum bir tane. Bu metni kendim uyarladım ve onu TÜRGÖK bizim için bastı. Braille’in hem kısaltmalı hem uzun denen iki türü var. Uzunda çok yavaş okuduklarını fark edince Aşık Veysel Körler Okulu’na gittim. Orada kısaltılmış haliyle bastırdık. Zaten çalışmalarımız da böylece hızlandı. Bundan sonra kısaltılmış halini basacağım eğer okuma tiyatrosu yapacaksak fakat uzun metinlerini kütüphanelere koyacağım. Çok çeşitli sanat, oyun, kuram kitapları bastırmak istiyorum. Sanki “güzel sanatlara giremezsin”, “sen oyuncu olamazsın” der gibi oyun çevirmemişler kütüphanelerde.

H.E: Peki bu maliyetli bir iş mi?

E.A.S: Evet, çok.

H.E:  Bunun altından nasıl kalkılabilir, bir model var mı aklında?

EAS: Şimdi işte o modeli kurmaya çalışıyorum. Biz bu çalışmalara başladığımızdan itibaren duyarlı dernekler, kurumlar zaten biz talep etmeden de bazı şeyleri sağlayabiliriz diye geldiler. Yani, önemli olan başlamak. Başlandığı zaman mutlaka ki çevremizde misyonu olsun olmasın, konuyla alakası olsun olmasın birçok insan yardım etmeye hazır. Örneğin, ben halk kütüphanesinde atıl duran bir Braille makinesini yaptırmak istediğimde Mavişehir Rotary Kulübü bunu yaptırmaya gönüllü oldu. Bu yüzden başlamak yeterli, ondan sonrası geliyor.

H.E: Hazırlık sürecinden biraz bahseder misin? Nasıl bir araya geldiniz? Onların duygularında değişiklik gözlemledin mi?

Atölye yapıyoruz diye duyuruya çıktık ve küçük atölye olduğu için on kişiyle sınırlandırdık. Kendi telefonumu bütün duyuru kanallarına verdim, önce beni aramalarını istedim. Arıyorlar mesela; “Ben felsefe öğretmeniyim, tiyatroyla ilgilenmiyorum ama antik bir oyun yapıyormuşsunuz, ilgimi çekti”, “İngilizce öğretmeniyim, cumartesi günlerimi değerlendirmek için gelmek istiyorum”, “Müzik öğretmeniyim, belki bir katkım olur”, müzik öğretmeni belki bir faydam olur dedi geldi ve kral oldu zaten; gerçekten faydası oldu. Sonra birbirlerini arayıp, biz çok keyif aldığımız bir atölyedeyiz diyerek toparlandılar. Çalışmanın ilk günlerinde oyuncu, konuşma sanatı eğitmeni Zeynep Nutku geldi ve onlara tiyatro tarihine giriş yaptı. Arkasından Antigone’yi dramaturji bakımından inceledi onlar adına. Yapmak istedikleri işin hikayesini dinledikten sonra onları heyecan sardı, oyunun ruhuna daha bir girdiler. Sonra rollere karar verilirken hiç zorlanmadım çünkü birbirlerine karşı o kadar yardımcılar ki hangisi daha iyi taşırsa bir rolü o, o olsun diyorlar. Birlikte rollere de karar verdikten sonra herkes gerçekten rolünün insanı oldu. Bugün fiziken de, bu bir okuma tiyatrosu olmasa, sahnede oynasalar da aynı o insanlar onları canlandırırdı. O sesleri verdiler bize. O kişilikleri, karakterleri gördük sahnede.

Diksiyon, fonetik, konuşma bilgisi, doğru Türkçe konuşmak başlıkları altında çalışmalar yaptık, diyafram çalışması yaptık. Çene kaslarını güçlendirme çalışmaları yaptık. Benim en çok zorlandığım konu vücut duruşları oldu. Çünkü bu anlamda eğitimleri yok. O yüzden yavaş yavaş fiziksel de çalışacağız. Kendileri de anladılar okuma tiyatrosunda duruşun ne kadar önemli olduğunu. Dik dururkenki konuşmayla iki büklümkenki konuşma arasındaki farkı deneyimlemiş oldular. Yok biz hareket etmeyiz diyenler de şu an istekli. Biz böyle başladık. Ben görme engellilerle ilk kez çalışıyorum ve ister istemez konuşmamda “gördünüz mü” gibi bir kalıp kullanıyorum. Onlar da gördük diye cevap veriyorlar. Onlar nasılsa görüyormuş gibi “Bugün de hava soğuk diye böyle giyindim” diyorum, “İyi etmişsiniz, zaten çok yakışmış” diyorlar. Kendilerini bu kadar ironik görebilen bir grup daha tanımadım hayatta.  Ciddi bir tragedya oyunu çalışıyoruz. Son on dakika gülmekten gözlerimizden yaşlar geliyor, çünkü birbirlerinin taklitlerini yapıyorlar. En güzeli de her şeyi görmeden kabul edebiliyorlar. Bu kostümü giyeceksin dediğimde kimse bana olmaz demiyor. Türkçeyi doğru kullanmak, kendini doğru ifade etmek, anlatılanı çok iyi algılayabilmek özellikle bu insanlar için çok önemli. İlk zamanlar sesleri çok çıkmıyordu ama şimdi seslerini fırlata fırlata “Biz de varız, biz de buradayız” dediler. Kendilerine çok özen göstermişlerdi.  Makyaja aldık onları ve ne gerekirse yapın, dediler. Kendilerini göremediler ama gerçekten çok güzellerdi bugün.

H.E: Okuma tiyatrosu nasıl devam edecek, fikirler var mı?

E.A.S: Çok fazla talep var. 10-16 Mayıs’ta özel bir haftaları var görme engellilerin. Okullarda olsun, derneklerde ya da belediyelerde çok arzu ediyorlar oyunu sahnelemeyi, bunlar sağlanabilir. Bunun dışında hemen yeni oyun istiyorlar. İlk gün metinleri dağıtırken metni eline alan direk açıp okudu. Yani çoğumuz birbirimize bir kitap verdiğimizde teşekkür eder kenara koyarız. Bir açlık var. Onları hayata bağlayan çok önemli bir unsur. Biz dikkat etmiyoruz ama bir görme engelli için yaşam çok çok zor. Dışarı çıkmalarına da vesile oluyor, sosyalleşiyorlar.  Oyunu izleyen, dinleyen biri, bir öğretmen diyelim, burada öğrendiği birtakım şeylerle sınıfındaki görme engellilere oyunlar da oynatabilir. Ben onlara planlama ve tasarım kısmını da öğretiyorum. Neyi neden yaptığımı anlatıyorum onlara. Şöyle bir mikrofon kullanacağız, çünkü nedeni bu, reji böyle, nedeni bu diye hep açıkladım. Birbirlerine dönük oturuyorlardı ama seyirciler onların hepsini görebildi, kitapları nasıl okuduklarını inceleyebildiler. Bunu şehrin ortasında yapmanın en güzel tarafı eminim daha önce görme engelliler Braille nasıl okuyor hayatında hiç görmemiş ya da Braille alfabe nedir bilmeyen insanlar görmüş oldular. Bu farkındalığı sağlamış olmamız bile bu işe büyük anlam katıyor. Gelen herkese antik taç dağıttık, biliyorsun. Bunun anlamı şuydu, zaten onlar çok zor bir iş yapıyorlar. Onlara dekor, kostüm  hiçbir şey gerek yok, yıldız onlar. Biz onlara dekor olmalıyız, biz o atmosferi onlar için sağlamalıyız. Bunu düşündüm. İzleyenlerin hepsi eminim çok duygulanmıştır. Kafalarına taktıkları taçla bizi o antik dönemde okuttular ya o yüzden izleyicilere de çok teşekkür ediyorum.

 

İLGİLİ HABERLER

Görme engelliler sanatı dokunarak görecek

Manguel’le Edebiyat, Körlük ve Borges Üzerine

Daha fazla yazı yok
Lütfen bekleyin.

Bültenimize üye olun

Haber ve etkinliklerimizin bildirimlerini almak ister misiniz? Aşağıdaki kutulara e-posta adresinizi ve isminizi girin, ilk haberdar olan siz olun.
2018-02-22 13:03:23