Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Her şey bir delinin kuyuya taş atmasıyla başlar ya… Bu sefer her şey çok daha önceden başlamıştı. İş işten tam da geçmekteyken, küresel bir son senaryosu, insanlığa ilham veren yeni bir tür olarak karşımıza çıktı.

2000 yılında George W. Bush’u ABD Başkanlığı unvanı ile ayrıldığı seçimlerde Demokrat Parti adayı, Al Gore’un sık sık konuşmalarında geçirdiği bir konu olarak popüler bilim ve kültürde yerini almaya başladı “iklim değişikliği“. Seçimi kaybeden Gore, kendini siyasetten soyutlayıp, iklim değişikliğinin ne olduğu ve sonuçları üzerine paneller vermeye başladı. 2006’da vizyonda yerini alan Al Gore imzalı Uygunsuz Gerçek belgeseli, Amerikan tarihinin en çok izlenen ikinci belgeseli oldu ve küresel ısınma, dünyanın en çok konuşulan konularından biri haline geldi. 1988’de kurulan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli ve bilim insanlarının çalışmaları da bu sayede gündemde kendine yer buldu.

Küçücük bir buz parçasının üzerinde çaresizce ölümü bekleyen bir kutup ayısı olarak özetlenen durumun aslında insanlığın çaresizliği olduğunun keşfedilmesi, üretme ve tüketme biçimlerinde köklü değişiklikler yapılması zorunluluğunu da ortaya koydu. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin yalan olduğunu ilan edenler, sahte mesihler, konuya verdiği önemle gündemden düşmeyen politikacılar, felaketi geçiştirmek için alınan sahte önlemler ve daha nicesi yaşandı. Bu duruma kültür sanat dünyası da kayıtsız kalmadı; başta edebiyat, sonrasında da sinema.

Son’un dayanılmaz cazibesine kim karşı koyabilirdi ki? İklim değişikliğinin sert koşullarının her geçen gün kendini daha hissettirmesi ile birlikte, 7. sanat (Sci-Fi yani bilim kurgu ile akraba) yeni bir türe daha kucak açmış oldu; Cli-Fi.

Henüz bu ada aşina olmasak da, IMDB’de 20’nin üzerinde En İyi Cli-Fi’lar listesi bulunuyor. Bu listelerin çoğu, belirsiz bir nedenle dünyadaki ekolojik ve iklim dengesinin bozulmasını konu alan yapımları da içeriyor. Şaşırmıyoruz. Zira bunu odağına alan yapımları asıl çekici kılan, ister küresel ısınma sonucu gelen bir felaket, ister bir çare bulunamayan bir virüs olsun, geriye kalanların yaşayacağı ruhani ve fiziksel dönüşüm oluyor. İnsanın doğaya karşı verdiği hayatta kalma –türün devamlılığını sağlama- mücadelesi, edebiyatta olduğu gibi sinema ve TV’de de kendine özel bir yer buluyor. Yarın bir gün bir janr olarak karşınıza çıktığında yabancılık çekmemeniz için bu yeni türün öne çıkan yapımlarını sıralarken söze T.S. Eliot imzalı The Hollow Men’den alıntı yapmadan başlamak olmazdı;

“İşte dünya biter bu şekilde… Büyük bir patlamayla değil fakat hıçkıra hıçkıra ağlayan bir iniltiyle.”

Soylent Green (1973)

Bilimkurgu yazarı Harry Harrison’ın 1966 tarihli Make Room! Make Room! adlı romanından esinlenilerek senaryolaştırılan yapım, sera etkisi sonucu harabeye dönen New York’taki yaşamı anlatırken, hikayesini yeni dünyanın lider şirketlerinden birinin öldürülen başkanının soruşturmasıyla hareketlendiriyor. Filmin distopik dünya kurgusu 2022’de geçiyor, yani bugünün 5 yıl sonrasında…

Waterworld / Su Dünyası (1995)

Kevin Costner’ın düşüş dönemi filmlerinden, prodüksiyon bütçesi düşünülünce gişede, kendine konu edindiği felaketten büyüğünü yaşayan Waterworld, eriyen buzullar nedeniyle dünyanın su ile kaplandığı bir gelecekten görüntüler sunuyor.

The Road / Yol (1999)

Başını Viggo Mortensen’in çektiği etkileyici kadrosuyla dikkat çeken film, İklim Değişikliği’nin pek de popüler bir konu olmadığı bir dönemde çekildi. Nick Cave ile adını sıkça bir arada gördüğümüz Avustralyalı yönetmen John Hillcoat imzalı film, bir baba ve oğlun buz kaplı şehirleri geçip denize kavuşma hikayesini anlatıyor.

The Day After Tomorrow / Yarından Sonra (2004)

Felaket filmlerinin aranan yönetmeni Roland Emmerich’in yazıp yönettiği film, bir gişe filmi olmanın ötesine gidemese de, görsel açıdan yaklaşan felaketin korkutucu tablosunu çizmeyi başarıyor. Donnie Darko ile bilimkurgu severlerin dikkatini çekmeye başlayan Jake Gyllenhaal’un da aksiyon-bilimkurgu sevenlerle ikinci buluşması olma özelliği taşıyor.

2012 (2009)

Yarından Sonra ile, İklim Değişikliği konusunda rüştünü ispatlayan Roland Emmerich’in, Küresel Isınma demekten çekinerek, jeolojik felaket terimini kullanmayı tercih ettiği film köklerini Maya Takvimi’ne göre dünyadaki yaşamın 2012 yılında duracağı mitinden alıyor.

Beasts of the Southern Wild / Düşler Diyarı (2012)

Yönetmeni Benh Zeitlin’in ilk uzun metrajlı filmi, ki Zeitlin’e göre de hayatının projesi, Beasts of the Southern Wild, 2012 yılında Cannes gibi pek çok prestijli film festivaline damgasını vuran bir film. Kıyametten anladığınız, patlayan binalar, su altında kalan gökdelenler ya da tepetaklak olan gemiler ise, Beasts of the Southern Wild’ı izleyin, T.S. Eliot’ın dizelerini daha iyi anlayacaksınız.

Snowpiercer / Kar Küreyici (2013)

Chris Evans’ı Kaptan Amerika olarak tanıyıp, öyle bırakanların gözünden kaçması muhtemel bu yapım, Le Transperceneige adlı bir Fransız çizgi roman serisinin sinema uyarlaması. Küresel Isınma’yı durdurmak için yapılan bir deneyin felaketle sonuçlanması ile başlayan yeni bir hayatı konu alan film, bir felaket filminden çok daha fazlasını sunuyor.

Interstellar / Yıldızlararası (2014)

Nolan Biraderler’in ortak kaleminden çıkan Interstellar’ın iklim değişikliği ile ilgisi hala bir tartışma konusu. Lakin ana kahramanı solucan deliklerinde dolaşmaya, çok sevdiği kızı ile yollarını ayırmaya iten şey, iklim değişikliğinin alametlerinden başkası değil. Her ne kadar hikayenin ana kırılma noktası iklim değişikliği değil kuantum olsa da, Interstellar gerek aldığı Akademi Ödülü, gerekse gişe başarısı ile türün öne çıkan yapımlarından.

The Humanity Bureau (2017 sonu)

Henüz post prodüksiyon aşamasında olan film, Küresel Isınma konusunu merkezine almadan, İklim Değişikliği’nden nasibini alan dünyada hayat üzerine odaklanan en sarsıcı film olacağına dair bir iddia ile tanıtımlarını yapıyor. Nicolas Cage’in başrolünü üstlendiği filmin neden böyle bir iddia ile tanıtımının yapıldığına dair kesin bir şey söyleyemesek de, yapım ve dağıtım şirketlerinin bağımsız olması iddiasının destekler nitelikte.

TV dizilerinde iklim değişikliği etkisi…

Başını ABD’li Cumhuriyetçiler ve küresel düzeyde Sağ Kanat’ın çektiği kesimin iklim değişikliğini reddediyor olması, pek çok TV yapımında konunun üstü kapalı ele alınmasının da nedeni. Zira TV endüstrisinin başkenti Los Angeles… Bu yapımlar arasında, Spielberg’ün ilk sezonunun ardından iptal edilen Terra Nova’sı, her anlamda muhalif tavrını bozmayan, başta tanrı kavramı olmak üzere kapitalizmin tüm kalelerini karşısına alan The Expanse başı çekiyor denebilir.

The Expanse

Daha fazla yazı yok
Lütfen bekleyin.

Bültenimize üye olun

Haber ve etkinliklerimizin bildirimlerini almak ister misiniz? Aşağıdaki kutulara e-posta adresinizi ve isminizi girin, ilk haberdar olan siz olun.
2017-12-16 03:13:36