Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

57. Venedik Bienali’ne damgasını vuran bir etkinlik de Sloven sanat kolektifi, NSK’nın bir devlet olarak hem pasaport verdiği hem de Ahmet Öğüt’ün işini sergilediği pavyondu. NSK pasaportu alan ve Zizek’le konuyla ilgili Venedik’te yaptığı konuşma sırasında görüşen BBC yazarı Benjamin Ramm’ın makalesini Emre Akaltın çevirisiyle yayınlıyoruz.

 

Pasaportumu damgalayan kadının adı Mercy ve kendisi hiçbir ülkenin nüfusuna kayıtlı değil. Nijerya’da doğmuş, Libya üzerinden İtalya’ya, yaşadığı şehir olan Padua’ya bir yasal belirsizlik durumunda gelmiş. Damgaladığı pasaport Birleşik Krallık tarafından değil, 2017 Venedik Bienali’nde işleri sergilenmekte olan bir Sloven sanat kolektifi, Neue Slowenische Kunst (NSK) tarafından verilmiş. Yerleştirmenin amacı devletin ve devletsizliğin anlamını, yurttaş ile göçmenin deneyimlerinin yerlerini kısmen değiştirerek keşfetmek.

57. Uluslararası Venedik Bienali, Arnavutluk’tan Zimbabve’ye, ‘’Felaket Üniversitesi’’ ya da ‘’Parlayan Karanlık Tiyatrosu’’ gibi çok çeşitli temaları olan 85 ulusal pavyon içeriyor. Bu yıl, yükselen milliyetçilik eğilimiyle birçok sanatçı evrensel kimliklere vurgu yapmaya hevesli: İnsanlık Pavyonu ve katılımcılara ‘freesa’ (bedava vize) veren Tunuslu yerleştirme, ‘’devlet temelli yaptırım olmadan hareket özgürlüğü’’nü vize ediyor.

NSK, ‘devlet’ini, 1992’de, yeni milletlerin egemenlik kazandığı Soğuk Savaş’ın sonunda Slovenya’nın bağımsızlığını ilan ettiğinden sonraki yıl duyurdu. ‘’Sanat diplomasi talep eden bir fanatizmdir’’ diye yazıyor yeni pasaportumda, bu da pasaportun sahibini ‘’dünyanın ilk global ülkesinde bir katılımcı’’ olarak deklare ediyor. NSK kendini milliyet ya da toprak olmadan ‘’Zamanda Devlet’’ olarak sayıyor: ‘’milli sınırlar ilkesini inkar ediyor ve transnasyonal hukuku destekliyor.’’

Geçen yüzyıl boyunca, pasaportlar kimliğimizin temel bir yönünü temsil ettiler. İslam Devleti kendi halifesini ilan ettiğinde, savaşçılarına pasaportlarını yırtıp atmalarını emretti, böylece ‘kolonyal’ miraslarıyla bağlarını kopardılar ve yeni bir varoluş üstlendiler. 1954 yılında ütopik ve tamamen ideolojik olan Dünya Pasaportu barış aktivisti Garry David tarafından tasarlandı. ‘’Dünya yurttaşlarının dünya hükümeti’’ tarafından verilen, 10,000 kişinin sahip olduğu söylenen pasaport diplomatik olarak tanınmadı: 2016’da hip-hop sanatçısı Mos Def, Güney Afrika’yı terk etmek için bu dokümanı kullandığında tutuklandı.

NSK: “Devlet, bireylerin özgürlüğünün temel şartıdır”

Yetki, konunun özünde, kimliğin bir kanıtı olarak ele alındığında  pasaportun temel bir unsurudur. 2004’te, NSK’nin Ljubljana’daki genel merkezi, Nijerya’nın güney şehri Ibadan’dan gelen binlerce pasaport başvurusu nedeniyle sular seller altında kaldı. Bazı muhabirler NSK’nın güzel bir şehir olduğunu ve oraya seyahat etmek istediklerini yazdı.

NSK pavyonunu ziyaret edenlere, ön sayfasında ‘’Modernite için Özür’’ yazan gazetelerinin bir kopyası veriliyor. ‘’Sığınmacılara kalacak yer vermemek acımasızlıktır,’’ diye yazıyor gazetede. ‘’Ama insanları sığınmacılara dönüştürmek çok daha acımasızcadır.’’ NSK, ‘’onların çilesi ve sefaletinin faili’’ olarak ‘’liberal Batı dünyası’’dır diyor, bunların yurttaşları ise ‘’seçilmiş ya da seçilmemiş liderlerin işlediği suça ortaktır. Aptallaştık ve çirkinleştik.’

Grubun devletçi modeline bağlılığına rağmen kendinden fazla emin bir devlet gücüne karşı tetikte olan sanatçılar arasında bu fikir demode olsa da, sanat dünyasında türüne az rastlanır değildir. (Görüşü alınan NSK üyelerinin %86’sı bu açıklamayı uygun buldu.)

Zizek’e göre NSK’nın eşsizliği devletsiz devlet fikrinde

Sanatçıların görevinin ‘’devletin hem zaman hem de uzamdaki görkemini yeniden tasdik etmek’’ olduğunu söyleyen Provokatif Özür, ‘’devletin, bireylerin politik hayatı ve özgürlüğünün temel koşulu’’ olduğunu ilan ediyor.

NSK pasaportu böyle alınıyor

Bu duruş,  NSK’nin en ünlü elçisi, karizmatik ve münakaşacı filozof Slavoj Žižek’i konuya çekiyor. NSK’nın Pavyonu’nun açılışı ile ilgili Venedik’te bir konuşma yapmadan önce, bana ‘’NSK’nin eşsizliği ‘devletsiz devlet’ fikrinde’’ diyor. Bu, bazı solcuların düşündüğü gibi, yalnızca bir parodi değil. Devletle alay etmiyorlar ve bu varsayım tipik bir liberal korkuyu ortaya çıkarıyor: ya bazı insanlar bunu ciddiye alır da tahrik olursa? Ama bunlar ciddiye alınmalı!

Leninist eğilimiyle, Žižek, NSK kolektifinin ‘’hâlâ varolmayan bir ülkenin hizmetinde olan bir devlet sanatı’’ olarak taahhüt edilmesi gerektiğini yazmış. “Otoritenin makinelerinden izole görünen mahremiyetin adalarının kutlamasını terk etmeli ve gönüllüce bu makinelerde küçük bir dişe dönüşmeli”. Devlet sanatının en basmakalıp, en kötü ihtimalle baskıcı olduğunu ileri sürdüğümde, şu şekilde yanıtlıyor, ‘’NSK devlet sanatçılarıdır ama sadece kendi devletlerinin!’’

Slavoj Žižek

Žižek’in, sanatçıların 20. yüzyıl boyunca tanıklık ettiği bürokrasinin keyfi tiranlığını küçümsediği söylenebilir. NSK Pavyonu küratörleri NSK’nin devleti için “eski devletlerin suçlarının ağırlığından azade” olduğunu ve ‘”devlet olma durumunun havasını boğulmadan soluyabildiğini” iddia ediyorlar. Yine de devletlerin yükü yalnızca onların kolektif geçmişinde değil, ayrıca onların yurttaşlar üzerinde birikmiş bilgi ve etkinin bulunduğu temel bürokratik yapısında yatıyor.

Žižek’le bu konuda tartışırken, Avrupa’da yol alan sığınmacılarla konuştuğu deneyimlerini anlatıyor:

“Polis onları kayda geçirmek istedi, onlarsa hayır, biz büyükbaş hayvan değiliz – biz insanız, dediler. Ama Norveç’e gitmek istiyorlardı – hayal edebileceğin en düzenli devlet! İşte bu, refah devletinin nasıl işlediğidir.”

Sığınmacı deneyimi aynı değil (kimi zorbaca devletlerden, diğerleri hukuksuz devletsizlikten kaçıyor) ama Žižek’in ifadesi NSK’nin işinin kalbindeki bir gerilimi açığa çıkarıyor. Pasaportları huzur bozucu doğanın bir dokümanı olduğunu iddia ediyor ama eleştiriyor gibi göründüğü bürokratik süreçlerin kopyasını yapıyor. Başvuran kişi, devlet kaydında bulunan kişisel bilgilerini (kan grubu gibi) bildirmekle yükümlü.

Slavoj Žižek: “Sığınmacıları yalnızca anlatacak güzel bir hikayeleri olduğu için sevmemelisiniz “

Žižek’e demokrasinin hesap verirken daha sorumlu ve doğrudan biçimleri yerel modeller kullanılarak sağlanmış olduğunu söylüyorum – sonuç olarak, öncesinde bağımsız cumhuriyetçi bir şehir devleti, daha büyük politik ve dini oluşumlara karşı direngen olan Venedik’te konuşuyoruz. Ama Žižek, şehir demokrasisinin neredeyse her zaman kentli elitler tarafından (Venedik Bienali gibi) yürütüldüğünü savunuyor. Bugün yüzleştiğimiz sorunların çoğunun – çevre konusundan göç krizine kadar – AB gibi ulusüstü yapılara ihtiyacı olduğuna işaret ediyor.

Žižek’in yerel demokrasi ile ilgili kuşkuculuğu, 1990’larda Balkanlarda patlak veren etnik gerilime bakış açısından kaynaklanıyor. Žižek, NSK gazetesinde, ‘’devlet otoritesinin kırılmasında özgürleştirici hiçbir şey yok. Ütopyen enerji artık devletsiz topluluğa yönelmiş değilse, artık bir etnik topluluğun ve onun topraklarının üzerinde bulunmayan bir devlete, milliyeti olmayan bir devlete yönelmiştir” şeklinde yazmış. Bu doğrultuda, Žižek, ‘’bugünün mülteci karşıtı popülistleri Avrupa Aydınlanması’nın gerçek tehditleridir.’’

Bizim sığınmacı haklarına olan bakışımız yürekleri acıtan istimlak hikayelerine bağlı olmamalı, şehirlilik prensiplerine bağlı olmalı: ‘’Onları anlatacakları güzel bir hikayeleri olduğu için sevmemeli — hayır, onları hikayelerine aldırış etmeden sevmeli, çünkü insan hakları tamamıyla soyut haklardır. Bu krizi jeopolitika ile çözeceğiz, ‘’kalbimiz ne kadar açık olacak?’’ diye sorarak değil.

NSK pavyonunun açıldığı bir saat içinde, ana yerleştirmeyi görmek için uzun bir kuyruk oluştu. Yerleştirme, 45 derecelik açıyla yatırılmış cüretkar ve oran bozan odanın etrafında dönüyor. Dereceleme, ziyaretçinin dengesini korumasını zorlayan bir şekilde, sörf yapan birinin pozisyonunda ya da gösterge paneline doğru eğilerek durmayı gerektiriyor. Sanatçı Ahmet Öğüt, bu etkinin, ziyaretçinin yoğun şekilde odaklanmış olmasını sağlayan bir şekilde tasarlandığını doğruluyor, – bu, dikkatli okumayı gerektiren bir sergi değil. Miras kalan kimliklerimizi, üzerimizden kolayca atmak mümkün değil, ama karşımıza çıkan meselelere belirli bir derecede dikkat sağlayarak, çözüm için dümen tutabiliriz.

 

Çeviri: Emre Akaltın

Orjinal metin: http://www.bbc.com/culture/story/20170515-a-passport-from-a-country-that-doesnt-exist

Daha fazla yazı yok
Lütfen bekleyin.

Bültenimize üye olun

Haber ve etkinliklerimizin bildirimlerini almak ister misiniz? Aşağıdaki kutulara e-posta adresinizi ve isminizi girin, ilk haberdar olan siz olun.
2017-06-28 07:11:47