Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Freudyen düşüncede “tekinsiz”, aşina olduğumuz, içinde yaşadığımız dünyanın dışında kalan her şeydir. Kişinin güvenlik çemberinin dışında kalır ve tehlikeli bir yerdir; ne var ki mistik bir çekiciliği de vardır. Bu karanlık dünyada fantezi, dizginlerinden kurtulmuş bir haldedir. Bu sebepten dolayı olsa gerek, mitolojik anlatılarda veya çocuk masallarında sıkça büyülü bir ormanla tasvir edilir.

Fernando, yukarıdaki paragrafta bahsedilen büyülü ormanlardan hiç aşağı kalır yanı olmayan bir ormanın üzerinde özgürce uçan rengarenk, esrarengiz yaratıklara tutkun bir gezgindir; bir ornitologdur. Gelgelelim hayran olduğu bu yaratıkların aksine o, yeryüzüne prangalarla bağlıdır; habersiz bırakmaması gereken bir kocası ve almak zorunda olduğu ilaçları vardır. Orman ise adeta canlıdır ve Fernando’yu spiritüel bir yolculuğa iterek özgürleşmesini sağlar.

Film spiritüellikle ilişkisini Hristiyanlık üzerinden kurmasına rağmen üslubundaki ağır sembolizm dolayısıyla ortaya evrensel bir önerme çıkıyor. Tarkovski’nin 1983 tarihli Nostalgia’sının Madonna del Parto Kilisesi sahnesinde cennet ve yeryüzü arasında bir bağı sembolize eden kuşları anımsatacak bir imge, Ornitolog’un çatışma ekseninin doruk noktasında karşımıza çıkar. Bu sahnenin tohumlanması ise filmin başından itibaren Fernando ve kuşlar arasındaki “açı”-“karşı açı” kurgusu ile sağlanır. Filmler spiritüellik temasını işlese de Ornitolog’un farkı, Hristiyanlık göndermelerinin yanı sıra bu temayı işlemek için animist bir doğa tasvirini kullanmasıdır. Bunun sonucu olarak Fernando koyu bir Hristiyan’a değil mistik ormanın ruhuyla bütünleşmiş birine dönüşür.

Animist doğa anlayışında evren canlıdır. Semavi dinlerle birlikte gelen canlılar arasındaki hiyerarşi (insanın üstünlüğü) bu anlayışta yer almaz. Bir insan bir diğeriyle nasıl konuşabiliyorsa bunu bir ağaçla da yapabilir ya da iki ağaç kendi aralarında iletişim kurabilir; filmde de Fernando ve doğa arasındaki “açı”-“karşı açı” kurgusuyla iki taraf arasında çift yönlü bir iletişim vurgulanır. Bir ornitolog olarak Fernando doğayı ne kadar gözetleyip onun hakkında bilgi ediniyorsa, doğa da, animist yaklaşıma uygun bir birlik içerisinde onu gözetler ve karşısına içsel yolculuğunda onu yönlendirecek karakterler çıkarır. “Yönlendirmek” fiilini kullanmamdan bunların ana karaktere akıl hocalığı (Vogler’in kuramsal tabiriyle “Mentor”) edecek karakterler olduğu anlaşılmamalıdır.

Çinli kızlar (bunları, iki ayrı insan olsalar da yapışık siyam ikizleri gibi düşünmeden edemiyor insan; kaldı ki filmin çok geniş yelpazesi olan bir spiritüel dünyaya referanslar verdiği düşünülürse bu ikilinin düalist, tek ve çok tanrılı dinlerde, birbirlerinden ayrı düşünülemeyecek figürler olarak karşılığını rahatça bulabiliriz) ve kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi Jesus, ilahi karakterlerdir. Ne var ki semavi dinlerdeki ilahi karakterlerin yol gösterme görevinden ziyade çok tanrılı dinlerdeki ilahi karakterlerin sınama görevine sahipler. Hikayedeki işlevleri müttefikten (ally) başlayıp eşik muhafızında (treshold guardian) biten bir aksın üzerinde yer alır.

Yazının devamı filme dair spoIler içermektedir

Çinli kızlar, geçirdiği kaza sonrasında yarı baygın bir halde kıyıya vurmuş Fernando’yu iyileştirirler; ne var ki Fernando ayrılma vaktinin geldiğine karar verdiğinde Lin ve Fei tarafından esir alınır. Ancak eşyalarını ve almak zorunda olduğu ilaçları geride bırakmak pahasına kaçabilir. Film, ilaçların hangi hastalığa deva olduğunu söylemese de, bu karşılaşma sonucunda Fernando’nun, kızlar ilk bahsettiğinde saçmalık olarak yorumladığı kötü ruha inanmaya başlamasını göz önünde bulundurarak bu ilaçların katı gerçekliği temsil ettiğini öne sürebiliriz. Bu noktadan sonra filmin sürreal tonu gittikçe koyulaşır; Lin ve Fei’nin bahsettiği kötü ruh ateş başında sapkınca bir ayin yapan kostümlü kişiler olarak ayan beyan karşımıza çıkar.

Bir yeniden doğma öyküsü

Eşcinsel ve dilsiz bir çoban olan Jesus ile olan karşılaşmadan önce, kameranın Fernando’nun yüzüğüne yaptığı vurgu, filmin bize bağımsızlık meselesi hakkında bir şeyler söyleyeceğini sezinletiyor. İlk başta Fernando, evli olmasına rağmen çekiciliğine kapılsa da, Jesus yolculuğunda ona yardım edebilecek bir karakter değildir; dilsiz olmasından dolayı Fernando onunla ne kadar konuşursa konuşsun o asla onu duyamaz ya da cevap veremez. Karşılaştıkları anda Fernando hala içsel yolculuğunu tamamlama konusunda isteksiz bir tutum sergiler; yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyerek Jesus’dan kendisini köyüne götürmesini ister ama çoban dediklerinin tek kelimesini anlamaz. Fernando, Jesus’un üzerindekilerin kendi eşyaları olduğun fark edip bunları geri isteyince de aralarındaki iletişim kopukluğu kavgaya dönüşür ve Jesus’un ölümüyle sonuçlanır. Bu noktadan sonra Fernando yolculuğunu tek başına tamamlaması gerektiği konusunda motive olmuştur. Telefonla eşine ulaşmaya ya da en yakın yerleşim yerini bulmaya çalışmaktan vazgeçerek içsel mağaraya doğru yol alır.

İçsel mağarada inancı keşfettikten sonra önünde iki sınav daha kalmıştır; ilaçlarını bulduktan sonra onları atması ve karşılaştığı savaşçı kadınların onu istediği bir yere götürme teklifini reddetmesinin ardından bu sınavları da geçer ve ölüp, mistik ormanın ruhuyla bütünleşmiş ve yeni kazandığı inancı sayesinde özgürleşmiş bir halde yeniden doğar.

João Pedro Rodrigues’in dördüncü uzun metrajı olan film, 36. İstanbul Film Festivali’nde Uluslararası Yarışma Altın Lale ödülüne layık görüldü. Fazlasıyla Jodorowski esintileri taşıyan bu film sembolist sinema tutkunlarına harika bir izleme tecrübesi vaat ediyor.

Daha fazla yazı yok
Lütfen bekleyin.

Bültenimize üye olun

Haber ve etkinliklerimizin bildirimlerini almak ister misiniz? Aşağıdaki kutulara e-posta adresinizi ve isminizi girin, ilk haberdar olan siz olun.
2017-10-17 16:33:59