Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Sahnedeki oyuncunun, hatta karakterin kalp atışlarını duymak; sanatsal bir hediye gibiydi…

Geçtiğimiz günlerde Tiyatro Krek’ te ‘Babamın Cesetleri’ ni izledim… Hem oyunu hem de Krek’ in kendine özgü dilini tweet’ lerle paylaşmak istiyorum. Henüz Berkun Oya’ yla tanışmayan varsa, ilk olarak bu özel adamı tanımaya davet ediyorum sizi…

&Tiyatro’ ya girdiğiniz andan oyun bitene kadar, sizi tatlılıkla ağırlayan bir ekiple karşılaşacaksınız. Tiyatro, seyircinin en büyük rolü oynadığı bir sanat olduğu için, inanın, kendinizi güvende hissetmeniz çok önemli… Düşünün, öyle değil mi?

&Sahnede mikrofon, seyircide kulaklıklar var… Hikaye, hiçbir aralık bırakmadan, aklımıza ses ediyor. Oyun başlarken, Türkiye’ de ilk kez Berkun Oya’ nın kullandığı bu sistemle  ilgili teknik bilgileri veren sesçi arkadaş,  oyunun başlangıcı gibi: ‘ Şimdi birlikte bir oyuna dâhil oluyoruz, hazır mısınız? ‘ der gibi…

& Krek’ in oyunlarında küçük soluklardan fısıltılara, eşya çıtırtılarından sinek vızıltısına kadar her şeyi duyuyor seyirci. Sinema gibi, çok etkileyici… Biz oyunculara, sesimizi kullanma tekniğimizle ilgili sürekli dayatılan ‘En arka sıraya sesini duyur’, ‘Kontrollü nefes al.’ gibi tabuları yıkıyor … Zaten bu tabular, samimiyeti ve beraberinde gerçekliği silen kısıtlamalar değil miydi? 

&Sahnedeki oyuncunun, hattâ karakterin kalp atışlarını duymak; sanatsal bir hediye gibiydi…

&Tiyatroda ‘dördüncü duvar’ diye bir kavram vardır. Seyircinin varlığı özel olarak dikkate alınmaz; seyirci, oyuncu ilişkisi kurulmaz. Krek’ te ‘dördüncü duvar’ ın ‘cam’ olması, şeffaf bir ilişkiyi kolaylaştırıyor…

&’Babamın Cesetleri’ ni izleyen, yazan, beğenen herkes Öner Erkan’ dan bahsetti… Öyle ki; ‘Oyun tek kişilik mi?’ diye internetten baktığımı hatırlıyorum. Evet, Öner Erkan hakikaten müthiş oynuyor. Sevgiyle tebrik ediyorum. Kendisi ekranda çok popüler olmasına rağmen, yepyeni bir karakterle her şeyi unutturuyor; çok ama çok etkileyici…

&Peki, kastın geri kalanı neden bu kadar görmezden gelindi?
İnanılmaz yorgun, mekanikleşmiş hemşiresi (Özge Özel); 
güleryüzlü genç doktoru (Ulaş Tuna Astepe)
ve
sade kahve gibi etkili, Ağabeyi karakteri’ ni çok iyi oynayarak (Kaan Taşaner), seyirciyi gerçek bir hastane odasında, hikayenin akışına sürükleyen oyuncu arkadaşlarımı da kutlamak istiyorum…

&Dekor tasarımı bir sinema filminin sanat yönetmeninin elinden çıkmış gibi; tam da oyunun gerektirdiği gibi.

&İlk perdenin finali, insanın sabrını sınayan uzakdoğu filmleri gibi yavaş… Bu duyguyu Baba’ nın uzun ve çöl ıssızlığındaki tiradı yaratıyor. Tirad eşsiz bir ‘şeytan’ hikayesi anlatmasına rağmen, takip etmek çok güç… Ya yönetmenin özel tercihi ya da oyuncu sadece o sahne için Krek bakış açısından çıkıp, alışılagelmiş tiyatro bakış açısında ısrarcı olmuş…

&’En iyi erkek oyuncu’ dalında adaylıkları ve ödülleri olan oyun; ‘En iyi yazılmış erkek karakter’ diye bir kategori olsaydı, yine ödülleri toplardı. Öner Erkan’ ın oynadığı karakterin süreci ve değişimi, klişelerden uzak, sıradan ve çok kuvvetli!

&Sinemada ‘ çok iyi resim’ dediğimiz değerli görüntüler vardır ya; oyunda çok iyi resimler vardı. Hem de çoklardı!

&Sürprizi kaçırmak istemem: Oyundaki sahnelerden birini izletmiyor, sadece dinletiyor Berkun Oya. Bu sahnede, Sevgili Ülkü ablacığımın, Ülkü Duru’ nun da sesi var… Kendimi, aklımın içinde Ülkü Abla’ yı seyrederken buldum. Seyirci olarak resmen yeni bir deneyim yaşamış bulunuyorum. Teşekkür ederim Krek!

&İşte, oyun boyunca kulaklıklarımızdan direk aklımıza giren hikayeyi izliyor gibi değil de kendiliğimden düşünüyor gibiydim…

&Krek’ teki fiziksel kullanım özgürlüklerine gözüm düşüyor. Sahnede oyuncuyu kısıtlayan ‘Seyirciye arkanı dönme.’, ‘Marke olma.’, ‘Işık al.’ vs… gibi sıkıcı kurallardan kurtulmuş…  İnsan arkasını da döner, marke de olur, biçimsiz de durur vs… İnsan ‘yaşar’… Hayranlık duydum, tekrar…

&Berkun Oya birkaç kez, yaşam boyunca duyguların kendilerinden çok ‘taklitlerini’ yaşadığımızı hatırlatıyor. Sahi! Zaten bunu yapmıyor muyuz? Kendi sevgimizi, öfkemizi, özlemimizi taklit etmiyor muyuz?

&Oyun sırasında gelen ezan sesi hiç bu kadar yakışmamıştı sahneye; her şey öyle gerçekti ki, çıkış yolunu bulamayan sinek, köpek sesleri ve sokaktan gelebilecek herhangi bir etki, anında oyunda eriyip, hikayeye dahil oluyor…

&(Hikayeyi açık etmek istemem) Eş karakterinin hiç beklenmedik bir fikri savunması sürprizdi: fakat ‘bu karakter gerçekten böyle mi hissediyor?’ dedirten bir boşluk vardı; inanamadım Eş’ e…

&Baba karakteri; tipoloji olarak da, duygusu ve varoluşuyla da hepimizin babası gibiydi… Oyunun sonunda hepimizin babası öldü; bizi ağlatan da buydu… Hepimiz adına kutluyorum Şerif Erol…

&Oyun boyunca hiç görmediğimiz ama varlığını sürekli hissettiğimiz ‘anne’ karakteri öyle güzel örülmüş ki: Karakter tüm nedenleriyle, nasıllarıyla kafamızda, hayatımızdaydı…

&Oyuna adını veren dahiyane ‘bakış açısı’, zeka yağmuru olup çiseledi üstümüze… Evet yaşarken çok kişi oluyoruz  ve evet; çok kişi olarak öleceğiz… Melih Cevdet Anday da sevdiğine sormuştu: ‘ Kaç kişisin sen sevdiğim çocuk?’ …

&Sam Shepeard , aile içinde yaşanan ilişkilerin korkunç çıkmazlarını ve sırlarını, sinema dilinde anlatan bir tiyatro yazarı (aynı zamanda oyuncu ve yönetmen)… Mesele ‘aile’ olunca zaman, dil, coğrafya fark etmeden hikaye evrenselleşiyor…

&Berkun Oya  ; gerçek, travmalarıyla yaşayan ve ölen, öfkeye dönüşen sevgiyle birbirini öğüten, sıradan ve kalpten bir aile kurmuş… Herhangi bir aile gibi; hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değil… Umarım Berkun Oya’ nın oyunları da evrenselleşir; başka dillerde, coğrafyalarda, zamanlarda oynanır…

&Sevgili seyirci; lütfen vara yoğa ağla bugün; belli ki ihtiyacın var; belli ki ağlamaktan, insanlığından utanıyorsun. İnsansın, ağla. Sinema, tiyatro bekleme; dök içini gündelik hayatta. Herkes kendini bu kadar tutuğu için kavgalar çıkıyor.

&Bir kez daha gıpta ederek: Krek’ te oynamak bir ayrıcalık, belli ve emin olun Krek’ te oyun izlemek de bir ayrıcalık…

İşte eserin sahipleri:

Yazan ve Yöneten: Berkun Oya Işık: Cem Yılmazer  Oynayanlar: Defne Kayalar, Kaan Taşaner, Öner Erkan, Özge Özel, Şerif Erol, Ulaş Tuna Astepe  Prodüktör: Nisan Ceren Göknel

Daha fazla yazı yok
Lütfen bekleyin.

Bültenimize üye olun

Haber ve etkinliklerimizin bildirimlerini almak ister misiniz? Aşağıdaki kutulara e-posta adresinizi ve isminizi girin, ilk haberdar olan siz olun.
2018-01-16 21:09:44