Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Gidenleri anlatan romanlar vardır. Giden kahraman çoğunlukla karizmatiktir, ilgi çekicidir, merak uyandırır, özenilir bazen kıskanılır hatta…

Bir de gidemeyenler var kitaplarda.

Kalanlar ya da “burada” gözümüzün önünde olanlar var. İşte o gidemeyen gözümüzün önünde olan kahraman ise çoğunlukla sıkıntısı derdi tasası ile girer iç dünyamıza. Bir giden kadar ilgi çekici kahraman değildir en nihayetinde.

Gidenler aslında bir umutla yola çıkarlar ya da biz öyle sanmak eğilimindeyizdir.

Biz de bu “gitme” ve “kalma” üzerinden iki kitaptan iki karakter seçtik:

Biri: Buradayım’daki Jacob

Diğeri: Uzun Yürüyüş’teki ismini bir türlü bilemediğimiz yürüyen adam.

Buradayım

Buradayım, Jonathan Safran Foer’in son romanı. Tüm dünyada çok ses getirdi. Kendi hayatından izler taşıdığı konusunda neredeyse herkes hemfikir.

Evli, 3 çocuklu, işinde başarılı ABD’li bir Yahudi Jacob, karısı Julia da öyle, hali vakti yerinde ailenin. İşte bu tablo peşi sıra gelecek sorunların da habercisidir ya aynı zamanda işte yine öyle oluyor ve gelsin kutsal ailenin varoluş sorunları… ama Foer’in o güçlü kaleminden bu sefer.

“Bütün mutlu sabahlar birbirine benzer, tıpkı bütün mutsuz sabahlar gibi ve bunca mutsuzluğun nedeni, bütün bunların yaşanmış olma hissidir; kaçınma çabalarının en iyi ihtimalle mutsuzluğu güçlendireceği veya muhtemelen artıracağı ve evrenin, birtakım anlaşılmaz, gereksiz, haksız nedenlerden ötürü masumane bir sıra uyarınca birbirini izleyen giysilere, kahvaltıya, diş fırçalamaya, jöleyle yapıştırılmış korkunç saçlara, sırt çantalarına, ayakkabılara, ceketlere ve vedalara karşı bir komplo yürüttüğü hissi.” (Siren Yayınları, İstanbul, 2017.)

Çiftlerin kendi alanlarını yaratamamaları, ailenin içe kapanması, Jacob’ın karısını sanal dünyada başka bir kadınla mesajlaşarak aldatması ve bunun yarattığı kopuş, bir yanda ergenliğe adım atan çocuklar ve onların büyüme krizleri. Kaçmak isteme ama bundan pişmanlık duyma…vs

Tüm bunlar olurken Ortadoğu’daki savaş, yıkım, Yahudilikle ilgili çıkmazlar aynı aileden 4 kuşak erkek üzerinden kısmen kopuşlarla kısmen de iç içe geçen bir anlatımla eşlik ediyor kitaba. Savaşlar ve yıkımlara rağmen var olmaya, “orada olmaya” çalışan Ortadoğu ve devletler üzerinden, paradoksal bir biçimde vatan, aidiyet, yuva kavramlarını sorgularken buluyoruz kendimizi.

Yaşanan sorunlardan ailenin tüm bireyleri etkilenir ancak o kopuş bir türlü gerçekleşmez. Başka deyişle, sürekli sarsıntılar var ama büyük deprem olmamıştır. Tüm yoksunluklarına rağmen gitmeyi engelleyen bir zamk vardır sanki. Kitabın ismi gibi “Buradayım, buradayız” gitmiyoruz duruyoruz. “Buradayım” sözcüğü Tevrat’tan bir alıntı aynı zamanda. Tanrı, İbrahim peygambere seslenir ve onun cevabı ise “Buradayım” olur. Tıpkı Jacob gibi…

Uzun Yürüyüş

Ayhan Geçgin‘in Uzun Yürüyüş isimli kitabı bir sabah uyandığında annesiyle beraber yaşadığı evden sırt çantasını alıp giden bir adamın hikâyesini anlatır.

“Nedir bu, dedi kendi kendine, tüm bu olup bitenler nedir? Niçin buradayım, niçin hâlâ yaşıyorum?
Belki, diye düşündü, bir kazazedeyim, batan bir gemiden kurtulan son kişiyim. Ama bu dağlarda deniz yok. O zaman, dedi, belki gemisi batmış Nuh’um ben. Gemim selde dağlara çarpıp parçalandı, eşim, çocuklarım, kardeşlerim, hayvanlarım, hepsi öldü gitti. Fekaletten bir işaret kalsın diye geride bir tek ben kaldım.” (Metis Yayınları, İstanbul, 2016.)

Yola çıkarken hiçbir şey istemiyor, adını bile. Adını soranlara farklı isimler söylüyor. İnsan sesinin olmadığı, işitilmediği bir yere ulaşmak için ülkeyi bir ucundan öbür ucuna kat ediyor. Talepsiz, arzusuz…

Şehirlerden, tepelerden, dağlardan geçiyor. Dağlarda savaş var, dilini anlamıyor dağdakilerin, kaosun içinde büyüyen çocukların. Buradayım’daki Ortadoğu kaosu Uzun Yürüyüş’te doğa üzerinden, dağlar üzerinden karşımızda bu sefer…

“İnsanın yalnızca kendi gücüyle, bu dünyada var olması olanaklı değil mi?” diye soruyor kahraman, onu okurken aynı şeyi biz de düşünüyoruz sıklıkla…

Yazının başında bahsettiğimiz gibi karizmatik gidenlerden o merak uyandıranlardan değil kahramanımız. Kitabı okurken “neden” sorusu fazla sorulmaya değer bir soru değil. Soru sormayı bir kenara bırakıp insanoğlunun kendiyle verdiği savaşa tanıklık ediyoruz.

İşte Buradayım‘daki Jacob ve Uzun Yürüyüş’teki isimsiz kahraman koşulları, medeni halleri, ekonomik imkânları, coğrafyaları, vatanları tamamen farklı olsa da, üstelik biri terk eden diğeri duran bir kahraman olmasına rağmen bizi nasıl bu kadar benzer yerlerden yakalayabiliyorlar

Bu sorunun cevabını size bırakıp henüz okumadıysanız iki kitabı da okumanızı tavsiye ediyoruz.

Daha fazla yazı yok
Lütfen bekleyin.

Bültenimize üye olun

Haber ve etkinliklerimizin bildirimlerini almak ister misiniz? Aşağıdaki kutulara e-posta adresinizi ve isminizi girin, ilk haberdar olan siz olun.
2017-12-11 06:03:26