Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Avrupa’da bulunan en büyük modern sanat tapınaklarından biri olan Palais de Tokyo’yu ziyaret edenler, kendilerini güncel ve dinamik eserlerin kollarına bırakmadan önce dikkatlerini bu dev binanın karşı kaldırımına da yöneltirler. Çaprazda bulunan ihtişamlı yapının kimliğini sorgulamak herkesin aklına gelmez. Sadece fazla meraklılar yakına giderek kazançlı çıkarlar. 16’ıncı yüzyıl Paris’inden hatıra Palais Galliera Moda Müzesi, giyim tutkunlarına geçmişe dair haberler ve ipuçları vermeye kararlı bir şekilde devam ediyor. Müzenin 27 Nisan – 13 Ağustos 2017 tarihleri arasındaki konuğu, bundan tam 30 yıl önce kendi isteğiyle acı dolu bulduğu hayattan ayrılan Iolanda Cristina Gigliotti, ya da bizim bildiğimiz adıyla: Dalida.

Türkçe rehberli Paris turlarına katılanlar detaylı bir Montmartre gezisi yaptıklarında Orchampt sokağından mihmandarın alaycı bir üslupla: “Burası da Dalida’nın evi, ancak şu anda gay erkek kardeşi oturuyor“ cümlesini sarfettiğini muhakkak duyarlar. Sanatçının tüm kariyeri boyunca yanıbaşında olan kardeşi Orlando bugün 81 yaşında. Dalida’nın hatırasına duyduğu büyük saygı ile yıllarca sakladığı elbise ve takıları ödünç vererek, tıpkı Dalida’nın hayatı gibi eğlenceli ama buruk bir serginin altına imzasını atıyor. İlk iki ayında oldukça ilgi gören “Dalida, une garde-robe de la ville à la scène (Gündelik Giyimden Sahne Kostümüne Dalida)” bu yazın Paris’teki en popüler sergisi olmaya aday.

Liza Azuelos’un biyografik filmi ve diskolarda eskiye nazaran daha çok çalınan şarkıları ile bir Dalida şenliği edasıyla varlık bulan 30. ölüm yıldönümünü görkemli bir şekilde taçlandıran sergiye, 1954 Mısır Güzeli’nin Paris’e ilk adım atışı ile başlıyoruz. Giriş bölümünde manken fiziğine sahip kumral bir genç kızın şansını çeşitli kulüplerde şarkı söyleyerek denemesinin hikayesini elbiseler aracılığıyla izliyor, 56 ve 57’de başlayıp gelen tanınırlık ile gitgide değişen gardroba göz atıyoruz. Dalida’nın Haute Couture ile İlişkisi, ilk sahne yıllarında sinemanın dikte ettiği güzellik kodlarının etkisi altında başlıyor. Vücudu, sahip olduğundan daha seksi göstermeye çalışan ikonik Hollywood elbiseleri Dalida’nın ilk göz önüne çıkışını çok daha iddialı kılıyor.

Sahne Perdesini andıran: Kadife Elbise – Jean Desées, 1958

 

Dalida, sahne ve TV kostümlerini birden fazla defa giyeceği tek bir moda evi ile çalışmak yerine farklı terziler ve hatta sıradan butiklerden alışveriş yapan bir giyim stratejisi izlemiş. Tüm bu çeşitiliğe rağmen eskiye bir övgü dizmek istediğinde Jacques Estérel imdadına yetişmiş. Şık olmak için Azzaro’nun kapısını çalarken, disko Yıllarında Michel Fresnay’i rehber edinmiş. 70’lerin Balmain’inden ve Yves-Saint Laurent’nin klasik sol yaka butiğinden de sıkça yardım almış. İlk dönem kariyerini borçlu olduğu televizyona verdiği ehemmiyet sıkça evlerine konuk olduğu Fransız halkınının yadırgamayacağı sempatik elbiseleri giymesine neden olmuş.

Volare şarkısının Fransızca adaptasyonunu ilk defa TV’de seslendirirken giydiği elbise.

1964’te sarışına dönüşen kumral kız, 1967’de sevgilisi Luigi Tenco’nun intiharıyla yıkılmış ve kendi hayatına son vermeye kalkmış. Başarısızlıkla sonuçlanan bu ilk denemenin ardından her zaman gözlerinde ve görünümünde saklı bir burukluk sezilen Dalida’nın tavrındaki hüzün birkaç yıl boyunca biraz daha keskinleşmiş.Koyuluğun ve sadeliğin arkasına saklanırken zamanın modasına yabancı kalmayarak Raquel Welch elbisesi – Marilyn Monroe elbisesi gibi kalıpları da kullanarak güne ayak uydurmuş. Lloris Azzaro eşi Michéle ile birlikte depresif yılların ardından Dalida’yı sahnede daha parlak formların içine sokmayı tercih etmiş.

Azzaro, 1972

70’lerin sonunda hüküm süren sentetik trendinden çokça nasibini alan koleksiyonuna gittiği ülkelerden alışveriş yaparak yeni parçalar eklemiş. Duvarları tamamen plak fotoğrafları ve dergi sayfaları ile kaplı ikinci bölümde sanatçının tasarımcılar ile çalışmaları ve önemli basın görünüşlerinde kullandığı giysileri yakından inceleme fırsatı buluyoruz.

Balmain tarafından tasarlanan Dalida ile özdeşleşmis beyaz elbise.

Her ne kadar hayatının aşkı Richard Anfray 1983 yılında tıpkı bir önceki sevgilisi gibi intihar etmiş olsa da 80’ler Dalida’nın müzikal kariyerinin oldukça parlak yılları olarak kabul ediliyor. Serginin 3. ve en eğlenceli bölümü olan 78-87 yıllarına ayrılmış büyük salon bizi en bilinen Dalida hitleriyle karşılıyor. Altın Plak şeklinde dönen platformlar üzerine yerleştirilmiş mankenler, aykırı giysilerin podyumu olarak başları döndürürken, ben gözlerimi kendilerini Salma Ya Salama ve Comme Disait Mistinguett şarkıları eşliğinde dansetmekten alamayan orta yaş üstü hayranlara dikiyorum. Michel Fresnay ve Mine Barral Vergez’in kıvrak hareketlerde zorlanmayan atletik bir vücuda 80’ler kıyafetlerini mum gibi oturtuşlarının teşhiri, serginin şüphesiz en hareketli kısmı. Türkiye’den aldığı yerel kıyafeti, 1978’de Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün davetlisi olarak istanbula gelişinden bahsedildiği eski bir gazete kupürünü hatırlayarak ilgiyle inceliyorum.

Dalida’nın Türkiye’den satın aldığı yerel kıyafet

Aksesuarlara ayrılmış küçük bölümde kocaman halkalı küpeler, parlak ayakkabılar ve broşları görünce Dalida imajında aslolan tamamlayıcı unsurun her zaman yüz şekli ve saç biçimi olduğuna kanaat getirmek zor olmuyor.

Nitelikli magazin meraklılarını mutlu ediyor

Sergilenen eserlerin yanlarına konuşlandırılmış mini kartlar yakın tarihli popüler kültüre dair önemli verilerle dolu. Hangi giysinin nerede kullanılmış olduğunun anlatımı normalde bilgi panosu okumaktan sıkılan ziyaretçilerin de ilgisini çekecek tipte hazırlanmış. Dalida’nın “Alain Delon’la Paroles şarkısını söylerken“, “Ürdün Kralının Huzuruna çıktığında“, “François Mitterand ile bir kokteylde“ gibi şarkıcının nasıl bir giyim tarzı izlediğini anlatan yazılar tam nitelikli magazin meraklısı ziyaretçilerine göre.

Sinema macerası da sergide

Serginin son bölümü Dalida’nın sinema macerasına ayrılmış. Yer aldığı yapımlardan çeşitli sahneler, filmerde giydiği elbiseler tarafından çevrelenmiş bir ekranda gösteriliyor. Pepino Di Capri’li “Bana Aşktan Söz Et“ ve Serge Gainsbourg’lu “Hong-Kong’lu Yabancı” filmlerinden parçalar Dalida’nın kariyerini adeta ne kadar dolu ve etkili yaşadığını kanıtlıyor.

Bir dünya starı ve bir küskün

Bir yanda dünyayı sallamış, popüler kültürün en güzide starlarından biri… Aksanı, samimiyeti, içtenliği ve eğlendirme kapasitesiyle ışıldayan bir star… Öte yanda kalbinde tükenmek bilmeyen Mısır özlemi, hiç gerçekleştiremediği aile kurma isteği, trajik aşk hayatı ve pençesinden kurtulamadığı depresyon ile köşesinde usulca solan bir küskün…

6. Gün“ filminin hüzünlü veda sahnesini izledikten sonra “ne giymiş? ne takmış?”ı bir kenara bırakıp Dalida’nın karmaşık ruh haline bürünerek sergiden ayrılıyoruz. Dudaklarımızda disko yıllarından kıpır kıpır bir gülümseme, gözlerimizde trajedilerden miras kederli ve dalgın bir bakış ile…

Daha fazla yazı yok
Lütfen bekleyin.

Bültenimize üye olun

Haber ve etkinliklerimizin bildirimlerini almak ister misiniz? Aşağıdaki kutulara e-posta adresinizi ve isminizi girin, ilk haberdar olan siz olun.
2017-09-25 11:24:45