Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Tarih üretici ve anlatıcıları, olayların hali hazırda barındırmadığı bağlantılar oluşturarak yeni bir olay örgüsü, bir geçmiş kurarlar. Hayden White’in tarihlerin çokluğu, çoğulluğu ve öznelliğine yaptığı bu vurgu, Ceren Özpınar’in Tarih Vakfı tarafından yayınlanan Türkiye’de Sanat Tarihi Yazımı (1970-2010) Sanat Tarihi Anlatıları Üzerine Eleştirel Bir İnceleme kitabında görünür hale geliyor. 1970-2010 yıllarında yayınlanmış sanat metinleri üzerinden Türkiye’nin sanat tarihi yazımı pratiklerini inceleyen çalışma, sanat tarihinin yaratmayı vaat ettiği gerçeklikten öte farklı tarihlerin oluşma ve tekil anlatıların egemenliğinin kırılma biçimlerine odaklanıyor. Yeni bir tarihsel çözümleme ya da doğrusal bir anlatı kurgulamak yerine, Türkiye’de 1970 sonrası yazılmış farklı sanat tarihlerinin anlam yaratma mekanizmalarını konuşturarak kendi dönemleri içinde ve sonrasında belirleyici olan kırılmaların haritasını çıkarıyor.

Retrospektif bir bakış sunan bu çok katmanlı araştırma, Türkiye’nin yakın dönem sanat tarihi yazımındaki değişimleri Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve toplumsal başkalaşımına ve küresel çağdaş sanat tarihi yazımı ve düşünce tarihindeki dönüşümlere paralel değerlendiriyor. “Tarih Yazımı Modeli ve Gelişme Düşüncesi”, “Anlatı Düzeni: Dönemselleştirmeler”, “Kanon ve İlkler, Öncüler, Temsilciler” ve “Farklılıkların İnşası” gibi bölümler ile çoklu ve çeşitli başlangıç anlarına, çakışıp, çatışabilen tarihlerin ve çoğulcu, nüanslı anlatıların bir aradılığına tanık oluyoruz.

1970 öncesinde sanat tarihi yazımında “Modern”in büyük dönemleri belirlemedeki tekilliği, 1970 sonrasında “Cağdaş” ve “Güncel” terimlerinin de diskura eklemlenmesiyle birlikte Batı’ya yetişebilme ve zamansal koşutluk telaşının yerini daha özgün, çoğulcu ve eleştirel bir sanat tarihi yazımına bırakmaya başlıyor. 1980 dönemlerine gelindiğinde de “öncü” ya da “avangart” terimlerinin “Öncü Türk Sanatı’ndan Bir Kesit” sergileri bağlamında tartışılıyor. Salt Araştırma Arşivinden.

1970 öncesinde sanat tarihi yazımında “Modern”in büyük dönemleri belirlemedeki tekilliği, 1970 sonrasında “Çağdaş” ve “Güncel” terimlerinin de diskura eklemlenmesiyle birlikte Batı’ya yetişebilme ve zamansal koşutluk telaşının yerini daha özgün, çoğulcu ve eleştirel bir sanat tarihi yazımına bırakmaya başlıyor. 1980 dönemlerine gelindiğinde de “öncü” ya da “avangart” terimlerinin “Öncü Türk Sanatı’ndan Bir Kesit” sergileri bağlamında tartışılıyor. (Salt Araştırma Arşivinden)

Kitabın ana hatlarını son 40 yılın sanat anlatıları oluştururken, erken cumhuriyet dönemi sanat tarihi yazımının modern ulus-devlet anlayışının yerleşmesi ve ulusal ortak bir tarih yaratma arzusu ile birlikte ulusallaşma ve batılılaşma odaklı kültür politikaları ve resmi ideolojiler ile nasıl araçsallaştırdığını da görüyoruz. Bu dönemdeki yayınların sanat ve toplum ilişkisi kurgusu, odaklandıkları tema ve sanatçı seçkisinden yola çıkarak, günümüzde Türkiye sanatının tarihselleştirilme adımlarını takip ediyoruz. Kitap, Türkiye sanat tarihinin dönemselleştirilmesine odaklanırken, Avrupa ve Amerika merkezli sanat pratikleri ve anlatılarını, modernden postmodern düşünceye geçişi, ve çağdaş sanat tarihi yazımında baskın olan kavram ve teorik perspektifleri de belirginleştiriyor. Yalnızca bir kurgu ve temsilden ibaret olan ve toplumsal öznellikleri göz ardı eden merkez-çevre ikiliğinin inşaasından bahsederken, Türkiye’deki sanat pratikleri ve yazımının bu söylem çevresinde çeşitlendiği ve sorgulandığı anlara da işaret ediyor. Merkez-çevre karşıtlığı içinde özgün bir dil ve zamansallık sunabilen aynı zamanda bu sınırlayıcı paradigmayı yıkabilmiş bir sanat tarihi yazımının olanaklılığını araştırıyor.

Modernist sanat tarihi yazımı “batı-dışı” sanatların ilerleyişini, kronolojik ve çizgisel bir zamansallık çerçevesinde ileriye dönük kurgular ve sanat disiplinini gelişme fikrini ölçüt alarak şekillendirir. Türkiye’de sanat tarihi yazımı batı odaklı, Avrupa ya da Anglo-Amerikan etkisinde, normatif ve çizgisel bir zamansallıkta ilerleyen bir sanat tarih yazımının kurallarını ihlal edebilen alternatif bir tarih anlatısı yaratma ihtimalinin altını çiziyor ve heterojenliğin, devamsızlık ve çatışmaların öne çıkabildiği bir sanat tarihi yazımının peşine düşüyor. Özpınar’ın çalışması, 1970 öncesinde eş zamanlı olarak milli ve batılı, geleneksel ve modern olma ülküsü taşıyan, yerellilik ve millililik gibi kavramlardan beslenerek dönemselleşen “ulusal” sanat tarihi yazımı, belirli ve tek tip bir “Türk sanatı” yaratmaya odaklandığını gösteriyor. Bu yönelim Türkiye’deki sanat tarihi yazımına kendine özgü bir tarihselleştirme getirse de, homojen bir Türk üst kimliği ve ulusal Türk sanatına yaptığı vurgu ile öznellikleri ve farklılıkları dışında bırakan bir anlatı yaratıyor.

Cumhuriyet sonrası dönemde, modern ulus-devlet projesinin önerdiği geçmiş ve gelecek algısının 1970lere gelindiğinde dönüşmeye başladığını, 1970 sonrasının sanat pratiğine odaklanan anlatılarda ise, giderek çeşitlenen ve farklı dönemselleştirme kriterlerine yer veren bir yaklaşımın oluştuğunu görüyoruz. Postmodern anlatının beraberinde gelişen farklı tarihsel gerçekliklere ulaşma ihtimali ve geçmişi kurgulama, söylem yaratma ve aktarma biçimleri ile bu anlatıların giderek öznelleşmesi, sanat tarihi yazımının da mutlak gerçeklik ve tekil bir anlatı arayışından uzaklaştırıyor. Bu dönemde, sanat tarihi yazımı ve eleştirisi, postmodern dönüşümün etkisiyle disiplinlerarasılaşıyor ve yeni tarihsel zamanlar, bağlantılar ve çoğulcu bakış açıları doğrultusunda yeniden kavramsallaşıyor. Dolaysız ve mutlak bir tarihsel gerçeklik yaratma arzusu yerine, çok sesli, değişken ve kurgusal bir geçmiş fikrinden besleniyor Özpınar’ın tarihsel söylem analizi.

Sanat tarihinin ya da tarihlerinin, kendi içinde zamansal ve mekansal olarak çoklu ve öznel başlangıç noktalarının olmasına ve yine bu anların belirleniş şekillerine dair çok yönlü bir bakış sunuyor. Özpınar’ın araştırması, öncesinde sanatçı gruplarının ve farklı kuşakların belirlediği tarihsel geçişleri ve dönemselleştirmeleri, yapıtlar, sanat pratikleri, malzemeler, mecralar, kavramlar ve üsluplar bağlamında ortaya çıkan eğilimler ve arayışlar üzerinden yeniden kuruyor. Bu bağlamda, Türkiye’deki sanat tarihi yazımına özgü, zamansal ve üslupsal bir koşutluk yaratılmasına imkan veren ve bu ülkünün önüne geçen bir anlatı geleneğinin nasıl oluştuğunu araştırıyor.

aysan-pentu%cc%88r

Şükrü Aysan, Şükrü Aysan, Pentur II, 1977
‘Dil, Terminoloji Ve Kaynaklar’ bölümünde Özpınar, 1970lerin sonlarından itibaren farklı kuram ve felsefe terimlerinin Türkiye Çağdaş sanat tarihi anlatılarında yer bulmaya başladığından söz ediyor. İngilizceden Türkçe’ye uyarlanan terimler sanat literatürünün Anglo-Amerikan merkezli olduğunu gösterirken, ‘espas’ ve ‘pentür’ gibi sözcüklerin yaygın kullanımı da Frankafon etkisini gözler önüne serer. ‘Altan Gürman’ın “yerleşik yağlıboya resim geleneğini (pentür) yapıbozuma uğrattığı” ve sanatçının “pentüre müdahale ettiği” ifadelerinde görüldüğü gibi, bu terimler Modern ve Çağdaş arasında da bir ayrıma işaret eder. (s.137), (SanalMüze arşivinden)

Modern, Çağdaş, Güncel

1970 öncesi sanat tarihi yazımında “Modern”in büyük dönemleri belirlemedeki tekilliği, 1970 sonrasında “Çağdaş” ve “Güncel” terimlerinin de diskura eklemlenmesiyle birlikte Batı’ya yetişebilme ve zamansal koşutluk telaşının yerini daha özgün, çoğulcu, ve eleştirel bir sanat tarihi yazımına bırakmaya başlıyor. 1970 sonrası tarih yazımının, geçmiş pratiklerinden, içinde halen bir bağlantı fikri barındıran “kırılma” yerine daha keskin, yüksüz ve kendine özgü bir “kopma” eylemiyle ayrıldığını görüyoruz Özpınar’ın anlatısında. Kanonlaştırma pratiklerinde de ilerlemeci modelin çizgisel ve kronolojik zaman algısını kırabilen, kuşaklar ve gruplar arasındaki hiyerarşinin zayıfladığını, etkileşime dayalı, kuşaklar-üstü bir sanatçı ağı kurulduğunu ve bunun üzerinden gelişen sanat tarihi yazımınında aynı doğrultuda genişlediğini görüyoruz. Özpınar’in odaklandığı anlatılar, bu dönüşümün modernist sanat tarihi kriterlerini zayıflattığını gösterse de, patriarkal yapıyı ve erkek sanatçı öznesinin egemenliğini derinden sarsmaya yetmediğini de anlatıyor.kapak-sanat-tarihi21970 sonrası Türkiye sanat tarih yazımında ve sanatçıların kanonlaştırılmasında etnik-dini kimliklerin ve toplumsal cinsiyet rollerinin etkisi belirginleşse de, etnik-dinsel ve linguistik farkılıklar milliyetçi söylemin gölgesinde kalıyor. Gelişen daha kapsayıcı söylemlerin yanında, Türk, Müslüman ve erkek-egemen kanonik yapının da devam ettiğini gözlemliyoruz. 
Türkiye’nin siyasi tarihine paralel gelişen kesintili sanat tarihi yazımının izini sürebilmek için pusula görevi görüyor Özpınar’ın arşivleri arşınlamış çalışması. Aynı zamanda Türkiye’de ki tarih yazımı çalışmalarının kuramsal ve tarihsel açılım ve arayışlardan nasıl etkilendiğini, ve kanon ve dönemselleştirilmenin kurumsallaşması ile 1970 sonrasında daha etkileşime dayalı, “kuşaklar-üstü” bir dönemselleştirme pratiğinin yerleşmeye başladığını gösteriyor. Akademinin ve döneminin belirleyici kurum ve enstitülerinin, sanat tarihlerinin oluşumuna etkileri de yan anlatılar ile görünür hale geliyor. Boşlukları, çatışmaları ve ikilikleri ile 1970 sonrası ve bu süreci etkilemiş erken dönem Türkiye tarih yazımını olanca gürültüsünde araştırırken bu çok sesliliğe katılan Özpınar, anlatıyı kurma yolu, araştırdığı ve alıntıladığı kaynaklara yaklaşımı ile anlamın çoğulluğunu, tarih kurgulayıcısının ve okuyucunun sınırsız anlam yaratma olanaklarını hatırlatırken, kendi sesini de bu gürültüden ayrıştırabilmeyi başarıyor.

*Bu yazının kısaltılmış hali Tarih dergisi Aralık 2016 tarihli 31. sayısında yayınlanmıştır.

Daha fazla yazı yok
2017-03-25 01:56:00