Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Ryoji Ikeda

 Ryoji Ikeda gelişigüzel olanın kontrolüne dair bir dil kullanıyor

Paris’te yaşamını sürdüren Japon besteci ve görsel medya sanatçısı Ryoji Ikeda, PSM Drama sahnesinde, stüdyo bir ev büyüklüğündeki projeksiyon perdesinde, sanatı ile zamanı bağlamından kopararak bir boşluğu duymamızı sağladı. ’66 doğumlu sanatçı, John Cage ve Morton Feldman gibi ustaların aksine zamandan koparan değil kendi değimi ile “gelişigüzel olanın kontrolü”ne dair bir dil kullanıyor. Yarattığı mikroskobik ve algılanması zor süperpoze ritmik çeşitliliğin üzerine rastlantısal bir biçim oturtuyor.

Ses paletinin ana malzemesi sinüs dalgası iken fikir paletinin vazgeçilmezi ise kuantum mekaniği. Albümleri dışında birçok sergi, dvd ve kitap ile sanatını çeşitlendiriyor. Keskin bir jileti andıran estetiği ve ses seçimlerinin görsel halde vücut bulmasına tanık olduk Supercodex Live performansında. Ses ve video çözünürlüğü, salonun biçimi ve rahatlığı seyircinin performans ile kayıtsız şartsız empati kurmasına olanak verdi.

Nina Kraviz

Nina Kraviz’in müthiş enerjik setine, Sadık Avcı ışık masasında adeta sanatçıyla konuşur gibi eşlik etti. Uzun ışın kılıçlarını andıran Beam Robot’larıyla Star Wars ambiyansı yaratan görselleriyle geceye katkıda kusur etmeyen Sadık Avcı’nın hakkı teslim edilmeli. Etkinlik programlaması açısından konserin Roisin Murphy sonrasına konması enerjinin yükselmesi bakımından kesinlikle yerinde ve doğru bir karardı.

Hoparlör salkımları üç yoldu

’73 Glasgow doğumlu, Londra merkezli Hyperdub plak şirketinin kurucusu Kode9, Red Bull Music Academy’nin ev sahipliğinde SónarLab’da ilk günü kapatan isimdi. Dubstep’in öncülerinden olan Kode9 çok enerjik bir set çıkardı. Performans ışık açısından daha iyi olabilirdi. 60 civarı ışık fixtür’ünün kurulduğu sahne ses olarak doyurucuydu. Sahne biraz daha enine geniş bir alan olduğundan sağ ve sola konulan hoparlör salkımları  (Left Right PA Cluster) ayrıca ortada da vardı (Center cluster). Sanatçıyı daha önce Babylon Asmalımescit’te de dinleme fırsatı bulmuştum. Babylon’un ruhu ayrı tabii ama SónarLab sahnesinde de çok iyi bir performans ve ambiyans vardı. Sahne saati 02:30 olan etkinlikte sonlara doğru, 03:30 gibi seyirci sayısı düşüşe geçti.

Nosaj Thing

Nosaj Thing konserinde Drama’da zorlandık

Nosaj Thing performansı tam Sónar’lık olsa da, kademeli koltuklara sahip bir  konser salonu Sónar Hall’a çok gitmedi. İçeride müzikseverler dans etmek istiyor ama salon bunun için çok uygun değil. Yoğun sis kullanımı, atmoseri bir nebze konser salonu bağlamından koparttı. Salon diğer hemen hemen tüm alanlarda olduğu gibi D&B marka hoparlörlerle bezenmişti. 8x8x8 (LcR) şeklinde asılmış T serisi vardı. 8 x 4,5 m dev perdesi ve kuvvetli projeksiyon makinesi ile görseller şovun büyük bir parçasıydı. Arka taraftaki koltuklara bakan destek hoparlörler (fill) ya kapalı ya da oldukça kısıktı.

Konser bu salona pek gitmemiş diyorum ama öte yandan genel akışta Hall sahnesinde gerçekleşen diğer performanslar ile görsel bir dil birliği vardı. (Ikeda, Ali M Demirel) Prodüktör-DJ olmanın şanından olacak, kullandığı sesler de ses sisteminden bağımsız ayrıca iyiydi.

Floating Points

Işıklar mekanın devasa hacmini ortaya çıkarıyordu

Floating Points, benim de Ayşegül gibi favorimdi. Tek kelimeyle nefis bir set sundu sevenlerine. Manchesterlı elektronik müzik sanatçısının yarattığı ses dünyasının bir özelliği, ormanda yürüyormuşsunuz hissi veren grift yapısıysa bir diğer özelliği Nörobilim disiplini ile kurduğu bağlantı. Sanatçı, albümünün ve performanslarının dans singlelarından oluşan bir bütün değil de, uzun soluklu tek bir parça gibi duyulmasını amaçlıyor. Kendi kurduğu Pluto şirketinden çıkan Elaenia albümünü, 7 ayrı parçadan oluşsa da, 42 dakikalık tek bir müzik olarak tasarlamış.

Kitleyi çok süratli bir şekilde himayesine alan sanatçı salonun tamamını dolduran dinleyenlerine eşsiz bir performans sundu. Standart solo bir DJ Sette 2 kanal mix’e alışık olduğumuz halde Sam Shepard, kendi tonmeisterının durduğu ses mikserine 7 kanal ses sinyali yolluyordu. Seyirci alanının üzerine konumlandırılan 3 adet daire şeklindeki trusslarda (circle truss ) bulunan ışıklar mekanın devasa hacmini ortaya çıkarıyordu. DJ’in kendisini duymasını sağlayan üst üste konmuş dinleme monitörleri arkadaki ihtişamlı görselleri biraz kapasa da perde yeterince büyük olduğundan kalan görsel herkese yeter diye düşünmüş olmalılar. Side-fill gibi duran dinleme monitörleri üzerine bir de DJ masasının kumaş ile örtülmesi eklenince, sanatçı pek seçilemez olmuştu sahnede.

HVOB

AbletonLive-Mac-Controller-RME ses kartı dörtlüsüne eklenen elektronik davul, vokal mikrofonu ve keyboard

Avusturyalı elektronik müzik sanatçısı, prodüktör / DJ ikili Paul Wallner ve Anna Müller’in 2012’de Viyana’da kurduğu HVOB Sonar İstanbul’daydı.

Sónar Club sahnesini orta tempolu sürükleyici ritimleri, sizi yolculuğa çıkaran sonik dokusu, Anna Muller’in sakinleştirici sesi ve Clemens Wolflichterloh.tv ortak çalışması ile çıkan nefis görseller ile doldurdular. Videolar çoğunlukla müziğin temposunu sanki bir katman daha geriden izleyip yavaşlatarak ve bir yandan da müziğin tüm öğelerini yapıştırarak genelde soyut formlar arasında yürüyordu. Ses tam anlamıyla doyurucuydu. Görsellerin önemli bir parçası olduğu konserde ışığın dozunda kullanılması seyircinin modunu tamamladı. Müziğin yükseldiği anlarda ise 300’e yakın fixtür’den oluşan ışık ekipmanı ordusu, ışık seline boğdu Sónar Club’ı. Elektronik müzik yapımcılarının artık neredeyse vazgeçilmezi olan AbletonLive-Mac-Controller-RME Ses kartı dörtlüsüne elektronik davul vokal mikrofonu ve keyboard ekleyerek binlerce kişiyi dans ettirecek formülü yakalamış ikili.

HVOB, 2016 Temmuz’da yapılması planlanıp da festivalin tüm hazırlıkları bitmişken malum 15 Temmuz Darbe Girişimi sebebiyle iptal edilen, OneLove Festivali line-up’ında da vardı. Grup Türkiye’ye ilk defa 2015’te gelmiş ve  Kloster’da sahne almıştı. Yeni albümü Silk’in Avrupa turnesine Nisan ortasında başlayacak. Silk aynı zamanda grubun yeni kurduğu Tragen isimli şirketin etiketi ile raflarda yerini aldı. Grammy’li Mumford & Sons grubunda banjo ve gitarları çalan Winston Marshall ile işbirliği sonucunda çıkan albümde, vokaller ve gitar tınıları dikkat çekiyor. Umarım yakınlarda yeni albümü de canlı dinleme fırsatı bulabiliriz diyelim. 

Alper Maral

An Anthology of Turkish Experimental Music 2015 albümü önemli bir derleme

Belçika kökenli Sub Rosa plak şirketi, içlerinde elektronik müziğin öncülerinden Bülent Arel‘in ’60-’73 arasındaki çalışmalarının toplandığı bir derleme albümü çıkarmıştı. Bu kez konumuz ise 2015 tarihli Türk deneysel müziklerinden oluşan, 29 farklı besteci ve grubun toplandığı, plak şirketinin kendi sitesinde stok dışı görünse de Juno ve Discogs gibi portallarda hem LP hem de CD olarak mevcut albüm: Anthology of Turkish Experimental Music’di. (Albüm, Spotify’da da bulunabiliyor.)

Zorlu PSM içinde meydan fuayede yapılan panele Alper Maral, Batur Sönmez, Tuna Pase ile Burak Tamer ve Barkın Engin Reverie Falls On All olarak katıldı. Konuşmada albümün yapılma sürecine, içeriğine dahası kompozisyon, ses mühendisi, icracı gibi kimliklerin ve farklı müzikal rotaların bu albümde nasıl bir araya geldiğine değinildi. Batur Sönmez ile beraber albümün bir nevi küratörlüğünü yapan Erdem Helvacıoğlu‘nu da görmeyi isterdim.

PSM Fuaye‘de yapılan panelin ardından konuşmacıların eserleri canlı olarak sahnelendi. Yaklaşık 50 kişinin katılımının gerçekleştiği etkinlikte fark ettim ki Emre Arolat‘ın mimarı olduğu PSM’nin nefis bir performans alanı daha varmış. Yaklaşık 20 metre yükseklikte bir tavanı olan mekanda her yer yansıtıcı yüzey olsa da kendine özgü bir atmosferi ve akustiği var bu mekanın. Her tür müzik için elbette uygun olmayacaktır fakat bu seçki için çok doğru bir alandı.

Ses dünyasında ses ve ışık ekipmanlarının çeşitliliği ile ayrıca bir üne sahip olan PSM‘de, meydan fuaye sahnesi de nasibini almış kaliteden. Yaklaşık 6×4 mt bir sahnede 3×3 (Left ve Right) D&B marka Line-Array ile yetinmeyip sahne sol ve sağ açıkta pufların üzerinde keyifle dinleyebilelim diye Out-Fill diye tabir ettiğimiz dış alanı besleyen hoparlör de eklenmiş ses kurgusuna.

Dinletiler arasında diğer performansın hazırlığının yapıldığı set-change’ler sırasında çalanların genel ambiyansı bir nebze bozduğunu düşünüyorum. Ne mi olabilirdi? Belki Eno?

 

Daha fazla yazı yok
Lütfen bekleyin.

Bültenimize üye olun

Haber ve etkinliklerimizin bildirimlerini almak ister misiniz? Aşağıdaki kutulara e-posta adresinizi ve isminizi girin, ilk haberdar olan siz olun.
2017-11-18 06:11:44