Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Alistair Hicks’in küratörlüğünde Pera Müzesi’nde açılan “Çiftdüşün-Çiftgörü” adlı sergi öncelikle iyi bir küratör çalışması olarak değerlendirilebilir. Bir küratörden beklenecek birçok şeyi karşılayabiliyor. Uluslararası ve ulusal koleksiyonlardan seçilen eserler belli bir konu etrafında düşünsel bir arka planla sunulmuş.  Eser yerleştirmeleri de birbiriyle belli bir uyumu ve göndermeleri olan işler olarak kurgulanmaya çalışılmış.

Serginin ana temasını Hicks, George Orwell’in “1984” adlı distopik romanındaki “Çiftdüşün” kavramından almış. Orwell, kitapta devletin tahakküm biçimlerinden ve propagandalarından olan ‘çiftdüşünle’ kitleleri sessiz yığınlara dönüştürebildiğini anlatıyor. Mesela televizyondaki propaganda yoluyla “Savaş Barıştır” gibi iki farklı kavramı zihninde bir arada tutmaya çalışan birisi, zamanla bu iki kavrama aynı anda inanabiliyor. İşte Hicks, Orwell’dan ödünç aldığı bu kavramı tahakküm pratiğinin dışında ele alarak sanatçılar eliyle bu kavramın çoğulcu düşünme yollarına olan katkısını göstermeye çalışıyor. Öte yandan Hicks’in, bu sergi vasıtasıyla Sokrates, Platon ve Yeni Plâtonculukta var olan çizgisel düşünce kalıplarının çift düşünle nasıl kırıldığına dair bir vurgusu da var.

Yazı ve imge arasındaki sorunlu ilişki

Küratör Hicks’in, çiftdüşünün temellerini 1960’lı yıllarda Amerika’da ortaya çıkan kavramsal sanatta değil de, 1970’li yıllarda ortaya çıkan Moskova kavramsalcılığında bulması da oldukça düşündürücü. Sergi, Amerika’da ortaya çıktığında o döneme kadar olan sanat anlayışını neredeyse alt üst eden kavramsalcı anlayışın eninde sonunda bir fikri idealleştirerek metinle imge arasında bir denge kurmaya çalıştığını belirtiyor. Moskova kavramsalcılığında ve burada yer alan eserlerde sözel olanla görsel olan arasında bir dengeden çok sürtüşmenin olduğuna vurgu yapıyor. Her ne kadar 1970’li yıllarda ortaya çıkan Moskova kavramsalcılarının eserlerinden yola çıkılarak oluşturulmuş olsa da benzer şekilde eserler üreten farklı ülke sanatçılarının da çoklu düşünmeye olan katkılarını görünür kılmaya çalışıyor.

Moskova kavramsalcılığının önde gelen isimleri Yuri Albert, Nikita Alexeev, Pavel Peppertein’den, Eric Bulatov’a; Kazak Galim Madanov ve Zauresh Terekbay’dan Anselm Kiefer’e, Aslı Çavuşoğlu’dan Erdem Taşdelen’e kadar uzanan ve birçok sanatçının eserlerini bir araya getiren sergiyi anlatmaya Erik Bulatov’un 1988 tarihli “ZIVU VIZU” adlı eseriyle başlamak istiyorum.

Zarf nereye açılıyor?

Hicks’in sergi için kaleme aldığı katalog kitabından anladığım kadarıyla Sovyet ideolojisiyle derdi olan bir sanatçı Bulatov. Bu ideolojinin hayatlarını tamamen bozduğuna dair görüşleri olan sanatçı bu rejimin bozuk düzeni normal hale getirdiğini savunuyor. Ve resimlerini bu normalliğin aslında normal olmadığını göstermek için yaptığını söylüyor. Bulatov’un kâğıt üzerine pastel kalemle ürettiği “ZIVI VIZU” eseri bir zarfı andırıyor. Gayet basit bir şekilde üretilmiş eserde mavi gökyüzüne doğru karşılıklı yazılmış Rusça kelimeler yer alıyor. Gökyüzüne doğru uzanan bir kule gibi… Ama daha çok zarfa benziyor. Sanki zarf kapandığında o bir parça mavi gökyüzü de görünmeyecek gibi. O zaman zarfı daha da aralamak gerekiyor özgürlük, daha iyi bir yaşam ve Edip Cansever’in dediği gibi “Mavi bir huy” edinebilmek için…

Bruce Nauman’ın L.A AIR’İ

Bulatov’un bir parça mavi gökyüzünden sonra Amerikalı sanatçı Bruce Nauman, 1970’li yılların Los Angeles’ına göndermede bulunduğu eseriyle yer alıyor. Sanatçının “L.A. AIR” adlı eserinde, kentte sanayileşmeyle beraber çevre ve hava kirliliğinin inanılmaz boyutlara ulaşmasının yansıması var. Ama bunu o kadar dolayımlayarak anlatıyor ki, hava kirliliğini dört yapraklı bir kitapta grinin çeşitli tonlarıyla gösteriyor. Renklerle hava kirliliğinin bir kâbus yaratabildiği ancak bu kadar etkili anlatılabilinir.

Yuri Albert Warhol’a selam çakıyor

Hicks, Yuri Albert’in metin ve görselde mizah duygusunu sonuna kadar kullanmaya çalışan sanatçı olduğuna değiniyor. Batı’ya yaptığı göndermelerle dolu eserlerinin olduğundan bahsediyor. Yuri Albert’in Popart’ın ikonu Andy Warhol’la benzer renk kullanımları ve teknikle eserler ürettiğine dikkat çeken Hicks, bu sergide sanatçının 2000 tarihli “Ben Lichtenstein Değilim!” adlı eserine yer vermiş.

Radikal değişimlerin Kazak sanatçılardaki etkisi

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra kurulan Kazakistan, kırılmanın ve radikal değişimin bütün zorluklarını sosyal, siyasal, ekonomik hayatta sonuna kadar hisseden ülkelerden biri. Galim Madanov ve Zauresh Terekbay ikilisi eserlerini bu değişim ve dönüşümün etkileri üzerine kurmuş. “Sınıraşımı” adını verdikleri ve bir kitapçı dükkânını andıran yerleştirmelerinde ülkelerinde yeni yeni oluşmaya başlayan pazar ekonomisinin toplumsal hayattaki karşılıklarını göstermeye çalıştıklarını belirtiyor Hicks.

Ciprian Mureşan’ın “Ölü Ağırlıklar”ı

Romanya doğumlu sanatçı Ciprian Mureşan da ülkesindeki baskıları yaşamış ve rejim değiştikten sonra herkes gibi tek kutuplu dünyada yaşamını sürdürmeye çalışan bir sanatçı. Hicks, sergide onun “Ölü Ağırlıklar” adlı eserine yer vermiş. Ahşap paneller üzerine yerleştirilen kitaplardan oluşan çalışma, kitapların üst üste konmasıyla katmanlar oluşturmuş. Tıpkı çizgisel ve ilerlemeci tarih anlayışında olduğu gibi. Fakat birbirine baskı yaptığı gözlenen kitaplar işlevsiz birer nesne görünümünde. Aynı zamanda çok da uzağımızda değiller. Bilgiye çok yakınız. Ortaya koyacağımız yeni fikirler üzerinde bütün bu üretimler bir yük mü? Yoksa onlar olmadan yeni bir şeyler üretmek imkânsız mı? İşte bu türden sorulara yol açıyor Ciprian Mureşan’ın “Ölü Ağırlıkları”.

Raymond Pettibon’un Amerikan rüyası eleştirisi

Alistair Hicks, Amerikalı sanatçı Raymond Pettibon’un mutlu Amerikan rüyasına yönelik eleştirel bir bakış açısıyla eserler veren sanatçılardan biri olduğuna dikkat çekiyor. Ayrıca Amerikan başkanlarıyla uzlaşmaz bir tavır içinde olduğunu da belirtiyor. Gücü, serveti elinde bulunduranlar için böyle bir rüyadan bahsedilebilir. Ama bu rüya hem kendi topraklarında hem de dünyanın diğer yerlerinde uyguladıkları politikanın oluşmasıyla gerçekleşen bir rüya. Bunca sömürüden sonra böyle bir rüyaya dalanlar bu sömürünün izlerini görmemek için gözlerine Pettibon’un eserlerinde yer verdiği gibi siyah maskelerini takmak isteyeceklerdir zira bazı rüyalarda olduğu gibi kâbus kendini hemen belli edebilir.

Aslı Çavuşoğlu’nun Kırmızı / Kırmızı eserleri

Sanatçı Aslı Çavuşoğlu’nun sergide “Devrim” ve “Kırmızı /Kırmızı” adını verdiği dört eseri var. Ermeniler kırmız böceğinden karminik asidi çıkararak bu bileşimi boyalarda ve mürekkeplerde kullanmayı başarmışlar. Fakat 1915’ten sonra Türkiye’de bu sanat kayboluyor.  1970’li yıllarda ise Ermenistan’daki sanayileşmeyle böcek tamamen yok oluyor. Türkiye’de varlığını sürdüren böcekten de karminik asidi elde etmenin tarifini bilen yok. Çavuşoğlu bugün belki de dünyada gerçek kırmız boyasını yapan tek kişi olan Armen Sahakyan’ı buluyor. Sahakyan da 14. yüzyıl Ermeni el yazmalarındaki talimatlardan yola çıkarak ürettiği 12 gram kırmız boyasını Çavuşoğlu’na veriyor. İşte yukarıda bahsettiğim “Kırmızı /Kırmızı” adlı eserler bu boyadan yapılma işler. Sanatçı bu mürekkeple yarım kalan bir halı ve elbise diğer yandan çizgilerle iç içe geçen iki tane daireden oluşan eserler üretmiş.  Eserlerde yarım kalmışlık hissi kendini belli ediyor. Yüzlerce yıl bir arada yaşayan iki halktan birinin katledilerek ve sürgün edilerek sonuçlanan yokluğu bu eserlerde ve daha birçok şeyde olduğu gibi çoğu şeylerin yarım kalmasına yol açacaktır.

Erdem Taşdelen’in kartviztleri ve mektupları

Genç sanatçı Erdem Taşdelen alt alta, yana yana yerleştirdiği 48 farklı ve renkli kartvizitten oluşan “Erdem Taşdelen” adlı eseriyle yer alıyor. Taşdelen her bir kartvizitte kendini tanımlayan bir cümleye yer veriyor. Kendi benine dair yaptığı bu tanımlamalar ötekiyle kurduğu ilişkiyi de yansıtıyor. Öte yandan Taşdelen’in “Sevgili” adını verdiği mektupları, mektup yazma sürecinin hem de bir sevgiliye yazıldıysa tüm sıkıntılarını ortaya koyuyor. Bu mektuplarda kendini en iyi ifade edecek ve anlatacak sözcüğü ya da cümleyi bulma çabası var. Kimi yerde üstü çizilen ve yerine yazılan kelimeler ve cümleler topluluğu, değişen ruh durumlarını ve açmazları göstermesi açısından önemli.

Çoğulcu düşünmenin dünyada ve Türkiye’deki yansımalarını daha yakından görmek isterseniz sergiyi Pera Müzesi‘nde 6 Ağustos’a kadar gezebilirsiniz.

Daha fazla yazı yok
Lütfen bekleyin.

Bültenimize üye olun

Haber ve etkinliklerimizin bildirimlerini almak ister misiniz? Aşağıdaki kutulara e-posta adresinizi ve isminizi girin, ilk haberdar olan siz olun.
2017-06-28 07:11:57